Eğer
kulaklığın veya rahat müzik dinleyebileceğin bir ortamın yoksa bu yazıyı
okumanın bir manası yok. Git bir şunu dinle gel önce : https://www.youtube.com/watch?v=U5TqIdff_DQ
Taa ra raa ra raa
ram. Ra ram ra am. Taa ra raa ra raa ram. Taa izzetini itibarını sikeyim böyle
hayatın. Giriş şarkısını ecnebi ve yüksek modda seçtim çünki git gide daha
derine gömüleceğiz bu yazıda. Merhaba. Gerçekten mükemmel geçen bir günün
ardından şiddetle bir şey yazma heyecanı hissettim bir iki gün evvel. Kaç
zamandır da gereksiz edebi yazılar hariç şöyle adam akıllı oturup
konuşmamıştık. Kitap uzunluğunda bir yazı ile karşındayım. En azından öyle
olmasını ümit ediyorum çünkü konuşacak çok şey var. Ve zannediyorum uzun bir
süre için bundan böyle yazı falan da gelmeyecek buraya. Sezon finaline yakışır
şekilde hayatımı anlatacağım. Ama öyle boş boş asker anısı muhabbeti yapmam
biliyorsun. Şimdiye değin ‘’sonra’’ dediğim bütün konuları işliyorum bugün
Melankoli Senfonisi adı altında. Efendim senfonimiz yazarken ekstra dahil
edeceklerim hariç 5 ana bölümden oluşur. Hiçbir ana fikri yahut bilimsel
geçerliliği yoktur. Hayatınıza hiçbir şey katmaz aksine kötü etkileyebilir
belki. Senfoniyi seyretmeye şortla gelmek yasaktır. Çocuklarınızı ve bilimum
ses çıkarabilecek tüm canlı varlıklarınızı lütfen evde bırakınız. Teşekkür
ederiz.
SERİM
1. Bana bir masal anlat baba.
Ne muhteşem bir Yeni Türkü şarkısı öyle değil mi? Vay be.Yeni Türkü’yü diğer bütün sanatçıları olduğu gibi geç tanıdım. Yani tek işi köstekli saatine arada bir bakıp sallanan sandalyede gazete okumak olan yaşlı dayılar gibi fetva vermek istemem ama; eskiler bir başka be, he. Hepsini dinleme sadece hafıza tazelenmesi olarak o efsane flüt melodisini hatırlaman için bırakıyorum buraya : https://www.youtube.com/watch?v=SHrKl0HMeQ4
Geçenlerde
tüm efsane denilen şarkılarını toplayıp yeni sanatçılara ‘’hadi bir de siz
söyleyin len’’ dercesine bir albüm yaptılar: Zamansız.
Bu albümden öğrendiğim çok çok önemli bir şarkı var. Çember. Şarkıyı bir yerlere kaydet daha sonra mutlaka dinlersin. Şimdilik şu röportajı izle: https://www.youtube.com/watch?v=u8i9Rn4FkW4
''Herkesin özel hayatında olduğu gibi bir Yeni Türkü şarkısı özel hayatımdaki bazı dönemlerin film müziği gibi kafamda çalar''.
Şimdi bu cümle çok önemli buna geri döneceğiz ama Derya Köroğlu deyince Murathan Mungan ile olan aşklarını konuşmamak mümkün değil. Homofobik bir insan değilim aksine çok da desteklerim. Ancak bu aşkı bana ilk anlatan sığır arkadaşım her 5 saniyede bir anırarak güldüğü için ve o sıralar mağara adamlığı sürecim henüz bitmediği için bu aşk muhabbeti beni fazlasıyla üzer.
Aynı şeyi Dumbledore'un gay olduğunu öğrendiğimde de
yaşamıştım. Daha sonra bu aşkın hiç yaşanmadığını her şeyin efsane olduğunu
öğrensem bile bu, bu şekilde bir leke olarak kaldı nedense. Böyle insanlardan
nefret ediyorum. Hayatı zindan eden kişiler. Travma etkisi. Mustafa Ceceli'nin
''Eksik'' şarkısı çalıyordu yıllar önce bir kafetaryada. Neydi işte sözler.
Omzumda başın eksik, yatağımda kokun. Tenimde tenin eksik vesaire vesaire şarkı
böyle güzel güzel akarken, eksik, eksik, eksik, yan tarafımda oturan davar
arkadaşım ''Götündeee delih eksih snııf snııf hihaaahğhaa'' diye bağırmıştı.
Lanet olsun ona. Hoş, Mustafa Ceceli dinleyecek ne vaktim var ne kendime
saygısızlığım ama insan üzülüyor işte. Neyse baştaki cümleye geri dönelim.
Cümle kelime kelime analiz edilmeli bence çünkü doğaçlama bir cümle bu. Doğaçlama
olduğunu konuşma biçiminden ve aradaki tutukluktan anlamak mümkün ve bu onu
daha da güzel kılıyor. Beni çok üzdü bu söz ilk duyduğumda çünkü benim yakın
zamana kadar hayatıma dokunan bir şarkı olmadı. Hiç mübalağasız, müzik
dinlemeye tam olarak 6 yıl önce başladım. İlk dinlediğim şarkıdan, ilk
röportajını izlediğim sanatçıya kadar her şeyi biliyorum. Bu normalde mümkün
değildir, çünkü ''ilk dinlediğin şarkı ne?'' sorusu gayet saçma bir sorudur.
Ben bilebiliyorum çünkü bizim evde müzik katiyyen yasaktı, diğer birçok şey
gibi. Bir gün Hüseyin geldi yurda. 7. sınıftaydım. O o zaman liseydi ve bir kız
arkadaşı onun tabletine bir şarkı yüklemiş. Tablet de devletin dağıttığı
tablet, facebooka bile girmiyordu ama biz genç hackerlar halletmiştik tabii.
Getirdi ve seninle bunu dinleyeceğiz dedi. Ahan da şarkı budur: https://www.youtube.com/watch?v=DA9WhYgzxVM
Dinlediğim an. Yılan sokmuş gibi. Hatta dur. Yüzümde
14 yaşındaki ergen kızın ilk alkol aldığındaki gerizekalı mutluluk. Ama yasak
bu. Ama çok güzel. Ne yapacağımızı bilemedik. Ben gittim abdest alıp namaz
kıldım 2 rekat. Hüseyin de ben daha fazla vicdan azabı çekeyim diye bir video
bulmuş onu izletti bana. Allah aşkına şu videonun şu saniyesinden 1 dakika
kadar izle : https://youtu.be/OUdRxv5D-co?t=126
Gülmekten ağlayacağım cidden. ''vay yu lisınink, musik haraaam''.
Altıma sıçmıştım o bunu izlettiğinde korkudan. Allahım ben
napıcam allam ben napıcam deyu sabaha kadar ibadet ettim. Ama aklımda tek bir
şey vardı gizliden gizliye. Müzik çok güzel bir şey. Yani hani birine cidden
bir şey hissettiğinde böyle bir için titrer korkarsın ya. Yasak olan bir şeyi
yaparken engel olamadığın o gülümseme ve müthiş haz. Ademin elmayı yemesi.
Müzikle resmen tanışma anımdır. Daha öncesinde müzikten tam anlamıyla uzak
değildik. Türk Sanat Musikisinin bir alt dalı olduğunu çok sonradan öğrendiğim
Tasavvuf Müziği ve onun birazcık daha moderni olan ezgiler. Ezgi şudur.
Bildiğimiz şarkı. Ama şarkıyı yapan müslümanlığı ile bilindiği için ve şarkıyı
yaparken ya muhammed ben burda aşk şarap falan dedim ama hep senin için valla
diye dua ettiği için biz müslümanlar bu ezgileri dinleyebiliyorduk. Tarkan
şarkısındaki kanun ud cehennemlikken bu ezgilerdeki elektro gitarlar bile
müslümandır bizim için. Babamın çok ciddi bir kaset koleksiyonu vardı. Daha
yeni öğreniyorum ki babam büyük bir müzik hayranıymış. Bu konu çok derin bir
konu. Buraya başka bahiste yine döneceğim. Bu koleksiyondan ben de fazlasıyla
yararlandım içimdeki müzik ateşini söndürmek için. Şu an bile yıllar sonra
kafamda 500-600 şarkılık bir repertuvar çıkarırım oradan hala. Bu kasetlerde
bir de benim seslerim var o zamana dair. Ezan mevzusunu bahsetmiştim zaten daha
önce. ''Hadi oğlum bak kaset bitiyor''. Babam beni çok severdi. Ben de bunu bal
gibi bilirdim. Yani benim gözümde o; dünyanın en güçlü, dünyanın en zengin,
dünyanın en büyük adamıydı. Bitmeden bir şiir molası vereceğiz bu bahis. Ama
dur şimdi dikkatin dağılmasın toparlıyorum. O zamanlar bana birileri bir şeyler
öğretirdi ve ben her çocuk gibi bunların hepsine inanırdım. Sorgulama ve şüphe
duygusunun başı öyle küçük yaşta ezilmişti ki bir kez olsun acaba bu inandığım
şeyler yanlış mı diye düşünmedim tüm zekama rağmen. Çünkü ben onlara inandığım
için, ben şarkı dinlemediğim için, ben iyi bir müslüman olduğum için babam beni
seviyordu. Huzur dediğimiz kavram gerçekten o zaman vardı. İnsanın, kimle
tanışırsa tanışsın, ne kadar asi olursa olsun, yaptığı şeyleri ailesinin takdir
etmesine ihtiyacı var. O kadar büyük bir kavram ki aile. Bu konuda nankör
olmayacağım çocukluğum bu anlamda harika geçti. Ama sadece çocukların ihtiyacı
yok anneye, babaya. Sadece çocukların ihtiyacı yok ağladığı zaman koynuna
yatacak birisine. Sadece çocukların ihtiyacı yok sevgiye. Özellikle yalanla bu
kadar haşır neşir olmuş olan benim, birisinin beni sevdiğine, birisinin beni
bırakmayacağına inanmam çok zor. Ben de böyle bir şeyi kimseye vaat etmem,
edemem. Bundan sonra ne ailemden ne bir başkasından zaten sevgi beklentim
olamaz ama ileride bir gün bir gece yarısı uyuyamaz ve babamı aramak istersem
diye korkudan tir tir titriyorum. Duygu fazlalığı her zaman zarar ama geç
olmadan sevdiklerine sarılmanda fayda var. Ben babama uzun yıllar önce son kere
sarıldım. Ama keşke son olduğunu bilseydim. Şu an sarılmak istemiyorum. Geçti
çünkü o dümen. İnsanların gerçekten ölmesi gerekmiyor gördüğünüzde ondan
korkmanız için. Şu an hiçbir şey hissetmiyorum, daha sonra da etmeyeceğim. Ama
keşke son olduğunu bilseydim babam bana en son sarıldığında, en son elimi
tuttuğunda, en son masal anlattığında.
Söz verdiğim şiir, mutlaka dinle: https://www.youtube.com/watch?v=DZ26d8P3Sf4




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder