2 Mart 2022 Çarşamba

Mevlam Gül Diyerek İki Göz Vermiş

 Nedensizce öfkeliyim. Nedenini yahut nasıl geçeceğini bilmiyorum. Ona buna aptal diyorum ancak kendi zekamı ispat edecek hiçbir girişimde de bulunmuyorum. Boşa geçiyor hissi sarıyor sürekli beynimi. Sair zamanda da mükemmel olduğumu iddia ederek sahte kahkahalar atıyorum ona, buna. Herkesten nefret etsem de herkes için yaşıyor, bir başkası için giyiniyor ve yine başkaları için güzel kokular sürünüyorum. Şüphesiz toplumda bir değerim var. Ama gözlerimin önünde bu değerin eridiği de aşikar. Yükseltmek için rasyonel bir şey yapmadığım gibi günü kurtaracak yalanlar söylüyorum. Bu yalanlar güncel çevrem için tatmin edici olsa da esasında karakterimin temelini çürütüyor. Sil baştan bir karakter yaratmak için fazla yaşlıyım. Ama mevcudu muhafaza konusunda da pek bir başarısızım. "En büyük dostum benim; en büyük dostum, benim". Ta 13-14 yaşlarımda kurduğum bu cümleyle iftihar ederdim eskiden. Şimdi ise bir zamanlar aşık olduğum bu yalnızlıktan tiksiniyorum. Ömrümün sonuna kadar bir kantin masasında yazılar yazmak istemiyorum bir başıma. Bu halimi biraz fark edip kıçı kırık motivasyon konuşması yapanları ise öldürmek istiyorum. Bilmiyorum. Yoruldum.

İnsan Neyle Yaşar

 Bilim insanı değilim ve zannederim olmayacağım. O kadar özverili değilim. Takdir edilir ki yazıp çizdiklerim de bilimden epeyi uzak. Düşüncelerim antik çağlarda ilahi kabul edilirdi ama günümüzde sadece yalnız bir adamın boş meşgalesi. En başta bunu kabul ettiğimi belirtmem lazım ki peygamberlik iddiam olmadığı anlaşılsın. Sözlerimi bilim ışığında desteklemeyi ve olası bir münakaşada ayaklarımı yere sağlam basmayı isterdim. Bunun yerine bilimcilerin işlerini daha keyifli yapmalarını sağlayacak sanatçı olmak; gözüme hep pek daha hoş gelmiştir. Bir taraftan da cemaat kurup bütün aptalları kendime biat ettirme düşüncesi de zihnimden geçiyor zaman zaman. Bu denli aptal olmaya harcadıkları vakti, evimin altındaki zindanda zincirlere bağlı, çarklarda koşarak elektriğimi üretmelerine yönlendirmek daha akılcı olurdu.

İnanç ve Tanrılar Üzerine

 Tanrı tanımaz değilim. Yine bu yazıyı bolca sansürlemem gerekiyor çünki şeriat geldiğin zaman idam edilmek istemiyorum. Şimdilik daha sonra ne demek istediğimi hatırlamak amacıyla detaya girmeden konu başlıklarına değineceğim. Tanrılardan bahsetmeden evvel "tanrı" kelimesinden ve hatta bunun öncesinde kelimelere yüklediğimiz anlamlardan ve bu anlamların hem toplumsal hem de evrensel düzeyde oluşturdukları ideolojilerden bahsetmek gerek. Bu konu da ileride uzun uzadıya tartışacağım "Kelime, Kelam, Hitabet" konusuyla tam olarak açıklık bulacak. Burada bahsettiğim her şey başta kendim olmak üzere yanlışlanmaya ve tartışmaya tüm akıl sahipleri için pek tabii açıktır. Ancak bu tartışmalardan hitabeti her zaman ayrı tutmak gerekir ki güzel söz ve kullanımı kimi zaman bilim ve felsefenin ciddi bir düşmanıdır. İnsan en nihayetinde insandır ve estetikten her daim etkilenir. Bu yüzden olası bir istişarede katılımın bilimum farklı zevk ve renk değerlerine sahip insanlardan oluşması gerekir.

Aşk Ne Ustam, Hayatın Sırrı Ne?

 Şimdiye kadar aşktan hiç bahsetmedik zannedilse de baştan beri ısrarla anlattığım sanat, aşkın tanımıdır. Zira sanat yalnız aşk içindir. Bu aşk ne bir kimseye ne bir felsefeyedir. Sadece sanatın kendisinedir. Bunun dışındaki tüm ideolojiler sadece gündemi işgal eden toplumsal sorunlardır. Sanat bunlarla uğraşırsa kirlenir. 

 -Cem Karaca boşuna mı İşçi Marşı okudu hocam, ya Kurtuluş Savaşı, ya İstiklal Marşı?

Dedi biraz akıllı.

Sair zamanda ekseriyetle, kendi düşüncelerimin gayrını ahmakça bulurum. Çünki öyledir. Ama bu karşı çıkış elbette haklıdır. Bu düşünceye saygı duyup kabul etmekle birlikte, savunucusu olmadığımı da belirtmem gerekir. Ben bu tarz eserlerin ve hareketlerin, sanat dışında başka bir başlıkta toplanmasından yanayım. Bir dal parçasından flüt yaparsam sanat, bıçak yaparsam değildir. Yaptığım flütle savaş marşları çalıyorsam yine sanat değildir. (Çünki bıçakla aynı amacı güder.) Savaşlar geçer. İnsanlar unutur. Ölümden daha beter bir şey varsa o da unutulmaktır.

Bir De Zagor Vardı

 Bu satırların okunma ihtimali olmasa içerimden neler yazmak gelir. Lakin biraz sansürleyerek anlatabilirim ki sadece akıl sahipleri anlasın. Her kelimeye bir mana yüklerdim eskiden. Eskiden. Her kelimenin bir manası olduğu su geçirmez bir gerçek ama bazan bir kelime sadece bir kelimedir ve sonsuz sanat deryasında ve sonlu ömrümüzde hiçbir değeri yoktur. Boş edebiyata her zaman karşı oldum zira sanat uzun, hayat kısa. Ama anı yaşayacağım ve ömrümü uzatmak için stresten uzak kalacağım safsatası bu kısa ömrü, ancak daha da kısaltabilir. Sanatın tutarı keyfi belirler ancak gereken dozun üstü kişiyi gerçek dünyadan uzaklaştırır, zehirler. Kurulan Ütopya öylesine şahanedir ki geri dönmek istenilmez. Gerçek dünyadan ne kadar uzaklaşırsa kişi, hayalleri de o denli uzaklaşır. Gerçek dünyaya ne kadar sarılırsa hayalleri yine o denli imkânsızlaşır. Ölçüyü tutturabilenlere aşk olsun. Ben yapamıyorum. Yoruldum.

Ağlama Değmez Hayat

 İleride çok mutlu olacaksın, dedi çok küçük bir vekil içerimden. Diğerleri oy çoğunluğu ile ona katılmasa da bu ses yine de bir yankı oluşturmuştu. Birkaç gündür bir halim var. Bu geri zekalılar ordusunun yanına gelmekten nefret etsem de yaşamak için muhtacım. Başım ağrıyor. Bunu söylemekten de ne kadar zevk alırdım bilemezsin. Yüksek zekamın tezahürü olarak görürdüm. Oysa kayda değer şeylerle meşgul oldukça ne başım ağrıyor ne canım sıkılıyor. Biliyorum ki başım ağrıyorsa "boş gezenin boş kalfası" sıfatını hak ediyorum. Bu günler nasıl geçecek? Cevabını bildiğim soruları sormaktan hep zevk aldım. Yalnız insanı geliştirmiyor tabii. Bu konu beni sıktığı için  şimdilik bu yazıya ara veriyorum. Başım ağrıyor.

Gözlerin Çok Güzel

 Keşke bazı şeyler farklı olsaydı. Pişmanlığım yok. Kendi hayatımdan bahsetmiyorum. Keşke insanlar biraz daha bana benzeseydi ve biraz daha benzemeyeseydi. Zengin bir ailenin zengin kedisi olmak istemezdim zira konfor, ufku daraltır. Züğürt tesellisi değil bu. Ama yine de Orta Doğu vatandaşı olmasaydım fena olmazdı. İnsanlar doğuyor ve başka bir yerde başka insanlar doğuyor. İnsanlar ölüyor ve yine başka insanlar başka yerlerde ölüyor. Estetiğini iyiden iyiye kaybeden cümlelerimden anlaşılmalı ki yorgunum. Bir de dikkatimi feci şekilde dağıtan şu karga var. Konuşuyor sürekli ve hep çirkin konuşuyor. Ağzından çıkan tükürükleri notaya döküp çerçevelemek istiyorum, aptallığın şarkısı diye. Uyumak istiyorum. Bir uyuyup bir daha uyanmamak istiyorum. 

Kimseye Etmem Şikayet Ağlarım Ben Halime

 Ah keşke ağlayabilsem, dökebilsem asıl suretimi. En azından bu satırlarda dürüst olacağıma yeminler etmiştim esasında. Gel gör ki mengenelere de gersem dilimi, olanca ifşa etmiyor içimin bütün ateşini. Bazı bazı içimden geliyor dökülmek, sökülmek yanlış dikilmiş bir entari edasıyla. Aptal olmak istiyorum. Aptal hayallerim, aptal meşgalelerim, aptal dertlerim olsun istiyorum. Geri zekâlılar derneğine üye olmak, günlük burç yorumları okumak istiyorum.

Melike Şahin - Kilitli Kapılar Açılsa

 Bir koku hatırıma geliyor. Nasıl izah edeceğim bilemiyorum. Sabahın erken saatleri, tan yeri henüz ağarmış. Zannediyorum bir nevbahar günü, Ramazan ayı. Sahurla birlikte tüm gece uyumamanın mahmurluğu. Parke taşı, az evvel çiy düşmüş kaldırımlar ve cırcır böcekleri fonda. Bir de... Ah evet süt döktü kuşları. İlerideki zeytinliğin arkasında bir patika, oraya doğru yürüyor olmalıyım. Acele ediyorum çünkü vaktim kısıtlı. Nefes alışlarım ise aksine aheste, bu buruk mutluluğu doyarak yaşamak ister gibi. Bir şarkı mırıldanıyorum, komşuları rahatsız etmeden. Her nefesimde sigaradan çektiğim, şarkı da sekteye uğruyor. Ama yalnız dilim susuyor tabii. İçerimdeki melodi hiç sönmüyor. Dikkat ediyorum ki adımlarım da o musikiye aşina. Eğer ritmi bozarsam karnıma hafif bir ağrı giriyor. Birinin sesini anımsatıyor bu şarkı bana, yeni tanıştığım ama yüzyıllardır tanıdığım. Onu duymak ister gibiyim ama sanırım biraz da çekinceliyim. Bütün bunların hepsinin toplandığı bir "an" süresi var. İşte o anlık süreçte, bir koku duyuyorum. Sonsuza değin tebessümle anacağım bir haz. Anne şefkatinde, baba soğukluğunda. Yalnızlığın, ümitsizliğin ama aynı anda umudun ve şehvetin kokusu. Bir koku duyuyorum. 

Cahille Sohbete Başladım

 Selamlar, hayli oldu. Yazının İlber Ortaylı'yla çok azıcık olan ilişkisinden bahsedip daha sonrasında içimi dökmek istiyorum biraz. Kim...