Hiç olmak istemediğim yerlerde, ‘’hiç’’ olmak istediğim anlar hakkında…
Ben ne yapıyorum? Bunu sorgulamak için sanırım biraz geciktim. Hiç pişmanlığım olmadı hayatta. Anlık keşkelerim olduysa da hepsi finalde iyi ki yaşadım dediğim, tatlı bir anıya dönüştü. Ama bugünlerde, acaba bir şeyleri farklı yapsaydım şu an nerede olurdum diye düşünmüyor değilim. Hayatım, ölmemek üzere kurulu ve hayatımın en büyük başarısı da şu an ölü olmamam. ‘’Keşke’’ diye başladığım herhangi bir geçmişe dayalı senaryoda yolum ölümden geçiyor olabilirdi ve bu zannedildiği kadar küçük bir ihtimal de değil. Bu biraz züğürt tesellisi gibi geliyor kulağa biliyorum. Özellikle uzun zamandır, tek başarısı eve gelen kargoyu geri iade edebilmek olan bir adamın ağzından. Ama ciddiyim. Ölmekten korkuyorum ve şu ana kadar ölmediysem bunu başarı olarak kucaklamak da en büyük hakkım.
Geri zekâlı konuştu:
- Sokağa da çıkma o zaman, araba çarpar, ölürsün maazallah!
Bak güzel kardeşim. Ölümden korkuyor olmamın sebebi, hayata deli gibi aşık olmamdan kaynaklı. Hayatı da delicesine bir şeyleri yaparken, yarınlar yok gibi eğlenirken seviyorum. Yoksa ölümden pek de bir farkı olmadığını kabul ediyor ve ot gibi yaşayanların intihar etmesini de şiddetle destekliyorum. Ölsem hiç kimsenin şaşmayacağı o kadar çok şey yaptım ve hepsinde o kadar hayatı coşkuyla sevdim ki. Ömrümün sonuna kadar sadece ayakta dikilsem bile hatırlayacak, anlatacak yüzlerce anım var. Yaşamak budur, ve bu yüzden yaşamayı seviyorum ve bu yüzden ölmekten korkuyorum.
Normalde bu geri zekalıya laf anlatmazdım ben de küçükken okuduğum ve çok beğendiğim bir yazar vardı. Dünyanın en akıllı adamı, dünyayı değiştireceğine inanan, zırdeli. O da kitaplarında böyle radikal cümleler kurar sonra da ‘’aklı evvel konuştu’’ diyerek kendisine gelebilecek muhtemel low iq sorulara peşinen cevap verirdi. Bence uğraşmaya değmez kesinlikle ama; yine de ona özendim bir an için işte. Arada yaparım böyle hoş oluyor.
Konuma geri dönüyorum dağıtmadan kendim de dağılmadan. İşte bugünlerde her ne kadar şöyle böyle olsaydı daha mı iyi olurdu diye sorgulasam da yine de pişmanlığım yok bu yaklaşımımdan dolayı. Bundan sonra konu anlatırken okul müfredatı gibi önce ünite ünite sonra da abc diye şıklara böleceğim çünkü karman çorman oluyor bu yazılar. Zaten esasında her birinin kökten yeniden yazılması lazım da tuvalete gitmeye üşeniyorum şu an bile yazma hevesim kaçar diye. Beynimde anlatırken hiç eksik konu kalmıyor her sekmeye tek tek dönüyorum geri ama okuyucu için zor olduğunun farkındayım takip etmesinin. Peki neden bu pişmanlık konusundan bahsettim?
Özellikle bugünler çok büyük bir dejavu benim için.Her yeni iPhone çıktığında ulan bu öbürünün aynı diyoruz ya, son birkaç senem tamamen o şekilde geçiyor. Yeni bir kış geliyor ,yeni bir dönem ve ben diyorum ki ‘’ulan ben bu filmi izledim ’’.
Tadım kaçtı yazmaya. Bu böyle yarı ders yarı muhabbet olmuş olsun. Çok zorlarsam sıkılırım. Hadi siktirin gidin.