4 Kasım 2021 Perşembe

Deli Gibi Uykum Var Nermin

 

Hiç olmak istemediğim yerlerde, ‘’hiç’’ olmak istediğim anlar hakkında…

Ben ne yapıyorum? Bunu sorgulamak için sanırım biraz geciktim. Hiç pişmanlığım olmadı hayatta. Anlık keşkelerim olduysa da hepsi finalde iyi ki yaşadım dediğim, tatlı bir anıya dönüştü. Ama bugünlerde, acaba bir şeyleri farklı yapsaydım şu an nerede olurdum diye düşünmüyor değilim.  Hayatım, ölmemek üzere kurulu ve hayatımın en büyük başarısı da şu an ölü olmamam. ‘’Keşke’’ diye başladığım herhangi bir geçmişe dayalı senaryoda yolum ölümden geçiyor olabilirdi ve bu zannedildiği kadar küçük bir ihtimal de değil. Bu biraz züğürt tesellisi gibi geliyor kulağa biliyorum. Özellikle uzun zamandır, tek başarısı eve gelen kargoyu geri iade edebilmek olan bir adamın ağzından. Ama ciddiyim. Ölmekten korkuyorum ve şu ana kadar ölmediysem bunu başarı olarak kucaklamak da en büyük hakkım.

Geri zekâlı konuştu:

-          Sokağa da çıkma o zaman, araba çarpar, ölürsün maazallah!

Bak güzel kardeşim. Ölümden korkuyor olmamın sebebi, hayata deli gibi aşık olmamdan kaynaklı. Hayatı da delicesine bir şeyleri yaparken, yarınlar yok gibi eğlenirken seviyorum. Yoksa ölümden pek de bir farkı olmadığını kabul ediyor ve ot gibi yaşayanların intihar etmesini de şiddetle destekliyorum. Ölsem hiç kimsenin şaşmayacağı o kadar çok şey yaptım ve hepsinde o kadar hayatı coşkuyla sevdim ki. Ömrümün sonuna kadar sadece ayakta dikilsem bile hatırlayacak, anlatacak yüzlerce anım var. Yaşamak budur, ve bu yüzden yaşamayı seviyorum ve bu yüzden ölmekten korkuyorum.

Normalde bu geri zekalıya laf anlatmazdım ben de küçükken okuduğum ve çok beğendiğim bir yazar vardı. Dünyanın en akıllı adamı, dünyayı değiştireceğine inanan, zırdeli. O da kitaplarında böyle radikal cümleler kurar sonra da ‘’aklı evvel konuştu’’ diyerek kendisine gelebilecek muhtemel low iq sorulara peşinen cevap verirdi. Bence uğraşmaya değmez kesinlikle ama; yine de ona özendim bir an için işte. Arada yaparım böyle hoş oluyor.

Konuma geri dönüyorum dağıtmadan kendim de dağılmadan. İşte bugünlerde her ne kadar şöyle böyle olsaydı daha mı iyi olurdu diye sorgulasam da yine de pişmanlığım yok bu yaklaşımımdan dolayı. Bundan sonra konu anlatırken okul müfredatı gibi önce ünite ünite sonra da abc diye şıklara böleceğim çünkü karman çorman oluyor bu yazılar. Zaten esasında her birinin kökten yeniden yazılması lazım da tuvalete gitmeye üşeniyorum şu an bile yazma hevesim kaçar diye. Beynimde anlatırken hiç eksik konu kalmıyor her sekmeye tek tek dönüyorum geri ama okuyucu için zor olduğunun farkındayım takip etmesinin. Peki neden bu pişmanlık konusundan bahsettim?

Özellikle bugünler çok büyük bir dejavu benim için.Her yeni iPhone çıktığında ulan bu öbürünün aynı diyoruz ya, son birkaç senem tamamen o şekilde geçiyor. Yeni bir kış geliyor ,yeni bir dönem ve ben diyorum ki ‘’ulan ben bu filmi izledim ’’.


Ve bu yüzden, (‘’ve’’ ile paragraf asla başlamaz deyip sınavda yanlış yapmama sebep olan ortaokul hocamın buradan amına koyayım, her seferinde dicem dicem unutuyorum) bir nevi geleceği görme yetisi kazandım. Aynısı geçen sene oldu çünkü. Hatta aynısı dün de oldu çünkü. Bir ara o kadar çok uyuyor, rüya görüyor ve aynı döngüyü sürekli devam ettiriyordum ki kendi kendime böyle bir saniyeliğine şey dedim, çok masum bir uyku sersemliği ile: Bugün dün mü lan? Ama mecaz veya şiirsel olarak değil. Bugün çarşamba mı acaba der gibi. Bugün dün mü? Öğlen uyuyakalırsın ve uyanınca bir gün geçmiş, yeni bir gün başlıyor zannedersin ya. Onun tam tersi işte. Uyandım ve düne uyandığımı sandım tekrardan ciddi ciddi.

Tadım kaçtı yazmaya. Bu böyle yarı ders yarı muhabbet olmuş olsun. Çok zorlarsam sıkılırım. Hadi siktirin gidin.

2 Kasım 2021 Salı

Işığın Karanlık Olabileceğini Bilmiyordum

 Evet selam, birkaç gereksiz edebi yazıdan sonra -ki onları da yazmam lazım yoksa git gide kültürsüz bir ayıya dönüşeceğim- şimdi samimi konuşabiliriz. Neredeyse 1 yıldır yazmıyormuşum onu fark ettim. Pek de sikimde değil aslında burası ama; yine de hoş oluyor be. Neyse konumuza gelelim acelem var hevesimin kaçmaması lazım. Kısa tutacağım bugün, geri dönüş şerefine ama birkaç güne kitap uzunluğunda yazılar gelebilir sıkıntı yok. Konumuz gerizekalılar. Ama dediğim gibi tam anlamıyla giriş yapmayacağım bugün  bir müfredata bakalım en azından.

 İnsanlar üçe ayrılır: Akıllı, aptal, sıradan. Bu üç grup arasında değer sıralaması yaparsak da aynı sırayla yazarız, neden, çünkü ''Aptallar, sıradanlardan daha değerlidir.'' Bu cümle biraz havada kalıyor biliyorum ama uzun anlatırım illa ki ileride. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim, sıradan insanlar sıkıcıdır ve aptallık yapmaya bile yetecek kadar beyinlerini kullanamazlar. Sıradanların dünyaya gelmesinin bir amacı var, o da geriye kalan üst tabakayı memnun etmek. Burada örnekler verirdim ama hafezanallah bir gün birileri okursa burayı hapse girmek istemem. 2023'ten sonra inşaALLah. Neyse sululuğun lüzumu yok.

 ''Memlekete çöpçü de lazım'' geyiği aslında yüzyıllardan beri süregelen ve insanlığın, belki de dünyanın ayakta kalmasına sebep olan en büyük ideoloji. Sıradan'lar; aptalların ve akıllıların yaşaması için kullanılmalı. Ve hayatta kalan aptallar da akıllıların(bunlara özel isimler verecektim de üşendim ya) moralini ve psikolojisini korumak için aptallıklarına devam etmeli. Her ilişki (romantizm, aile, arkadaşlık) aslında çok basit bir kâr zarar bilançosuna(bu da ne demekse) dayalıdır. Ve akıllı olanlar ilişkilerinden en büyük verimi almak için bilimum hesaplamaları yapmalıdır. Duygusal bağlamda kendi gibileri seçmeli, diğer bütün işlerinde aptallara ve sıradanlara yönelmelidir. Bütün bunları yaparken kendini ''ölüm'' düşüncesinden mümkün olduğunca soyutlamalı, ve bunu kendine hatırlatacak her şeyi ve her kesi kendinden uzaklaştırmalıdır. Bu noktada da mümkün olduğunca çok insanla muhatap olmalı, ama asimile olup aptallaşmamak için kendine mahrem zamanlar da yaratmalıdır.

 Akıl tanrısal değildir ve beyin kullanılmadıkça yozlaşır

Zaman Algım Çöktü

 Bu cümleyi kuralı o kadar zaman oldu ki artık Tanrı gibi düşünmeyi de bıraktım. ''Çok yorgunum'' diye feryat ederdim eskiden. En azından bağıracak kadar sıhhatim varmış, bilemezdim. Bir karanlık, bir çelimsiz ufuk huzmesi, bir aks-i seda. Sesim gerçekten uzaktan mı yankıyor, yoksa kendi içerimde mi dolanıyor emin olamıyorum. Nankör olmayayım, nadir de olsa bazı sanrılar görüyorum. Ama bunların gerçek olduğuna kanacak kadar aptal değilim artık. Çünki inanırsam bir ümidin peşine dalıp sanrılar sancıya, sancılar kancık bir örümcek ağına dönüşüveriyor. Ne yazık ki ne beni yemeyi hayal eden bir örümcek var ne de beni o ağdan kurtaracak bir rüzgar. Çok yalnızım.

 Rüzgar demişken, bu sıralar biraz esiyor damları rutubet tutmuş eski barakam. Yıkılsın diye dua ediyorum esasında ama; başımı sokacak daha güzel bir yer de hayal edemiyorum. 

 Savaş çanları çalıyor dışarıda ama ben savaşmak değil, savaş şarkıları söylemek istiyorum. Zakkum dallarından flüt yapmak, ateş böceklerine destanlar yazmak istiyorum. Bilmiyorum. Yoruldum.

Avareyim, Asudeyim, Yorgunum

 Yine o anlardan birinde, kendimi ''cezalandırıyor'' ve soğuğun damarlarımda gezinmesine müsaade ediyordum sinsice. Kar tanelerinin hedefi olmaktan korumak için iki sadık köpek yattı üzerime, az evvel tanıştığım. Titremelerim arttıkça daha sıkı sarılıyor, hava bozdukça daha beter hırlıyorlardı. Bilemezdim o gece yolunu gözlediğim kızın, ötekilerden bir farkı olmayacağını. Başım ağrıyor, gözlerim kararıyor,canım yanıyordu. Yine de bu his nedense içten içe haz veriyordu. Fonda '' Kar eriyince, beyaz kalır mı gece?'', elimde her zaman olduğu gibi siyah sigaram, gözlerimde kül, nefesimde duman. Şimdilerde fark ediyorum ki sevdam ne geceyeymiş, ne kara ne de soğuğa. Başkaları için yaşamış yıllarca ve o gece de yine bir başkası için katlanmışım donmaya. Eh pekâlâ, şimdi anlatması da keyifli değil diyemem.

 İrem'di ismi, başımı derde sokan diğer bütün kızların olduğu gibi. İyi giyimli, kısacık küt saçlıydı. Bir domuzunkini aratmayacak çirkinlikteki burnuna rağmen, bu genel güzelliğini bozmuyordu. ''Allah cezanı versin'' dedi saatler sonra geldiğinde, ''Sen hiç üşümez misin?''. O gece bir başkasına buz gibi olan ben, ona karşı üşümeyi bile unutmuştum işte.

Her Şeyden Önce

Hiçbir şey hiçbir zaman olmamışken
Tahayyüllerin ötesinde, zaman hâlâ sonsuzken
Tanrı'nın babası o gün en güzel kıyafetlerini giymiş,
Saçlarını taramış çiçeğini göğsüne asmıştı.

Kendisini bekleyen, güzel kokular sürünmüş o kadını,
Önce hafifçe süzdü uzaktan.
Mekanın olmadığı bu yoklukta ''uzak'' hakikaten uzak olmalıydı.
Bu, hatırladığım kadarıyla ilk ''çirkin'' ve ''güzel''in buluşmasıydı.

Bu randevudan kısa bir zaman sonra -ki zamanın olmadığı bu sonsuzlukta ''kısa'' hakikaten kısa olmalıydı- bir ikiz doğurdu Anne Tanrı.
Henüz anne karnında kardeşini dövmeye başlayan ilk bebeğe baba, ''Tanrım'' dedi gururla.
Babasının şüphesiz bütün çirkinliğini alan diğer kardeşin ise ''Şeytan'' olmaktan başka şansı kalmamıştı.

Bu yüzden yıllar geçse bile kimse, Tanrı'nın içindeki çirkinliği, Şeytan'ın en diplerindeki güzelliği fark edemedi.


Cahille Sohbete Başladım

 Selamlar, hayli oldu. Yazının İlber Ortaylı'yla çok azıcık olan ilişkisinden bahsedip daha sonrasında içimi dökmek istiyorum biraz. Kim...