9 Nisan 2022 Cumartesi

Avareyim

     "Yanından geçen küheylanların korku tufanına yakalandığı, siyah gözlerine beni de götür".

     


     -Küheylan ne demek hocam, hani at ama nasıl bir at?

     -İşte öyle bir at.



     Yıllar önce akıl üstadım ile aramda geçen hoş bir muhabbet bu. "Öyle" derken elini iki yana açmış, gözlerine tavana dikmiş ve dudaklarını büyütmüştü. Zaman zaman ona kelimeler sorardım, eskiden. Eskiden, hâlâ kelimelere değer verirken. O, benim geçtiğim yollardan çok defa geçmiş olsa gerek, önem vermezdi bu süslü kelimelere.

     "Yemliha bu kadar abartma bu adamları, yazıp geçmişler işte. Sen de yazarsın"



Normalde yazamayacaksam dahi bu sözün üzerine yazmaya başladım. O günlerden bana kalan tek şey bu.

Fetret Devri

Vaktim kısıtlı. Yarım kalacağını bile bile yazmak istiyorum. Çünki bazan gelen hisler başka zaman hiç uğramıyor kapıma. Her ne kadar ilhama inanmasam da bazan basiretimin bağlandığını hissediyorum. Eğer çok geçerli bir bahanem yoktuysa sinirimi bozuyor bu hayatımdaki sekteler. İnsanlara zerre değer vermezken bazılarına ise çok büyük pozitif ayrımcılıkta bulunuyorum. Ne kadar hüsranla sonuçlanırsa sonuçlansın ısrarla deniyorum işte. Yazdığım ve sarf ettiğim her sözcüğe olağanüstü bir ihtimam gösteriyorum ki ileride dönüp şu günlerime baktığımda, eğer hafızam da biraz gerilemişse neler hissettiğimi ve yaşadığımı tam olarak anımsayabileyim. Tek duam bu anlık durgunluklarımın git gide alışkanlık haline gelmemesi. Çünki tek meziyetim olan bu yazmaya da küsersem artık benden geriye hiçbir şey kalmayacak.

İnleyen Nağmeler

Bir Türk Musikisi edası var bu sabah, üzerimde. Aklımda birkaç kelime. Istanbul, nihavend ve Münir Nurettin Selçuk. Ve "Katibim" şarkısı. Ve "Istanbul'da Bir Kış Sabahı". Ve "Hep Kahır". Buruk da olsa bu kadar karmaşık duygulara sahip olmak benim de çocukça hakkım işte. Sebebini biliyorum bu mutluluğun. Bir telefon. Istanbul'dan, kaldırımlardan, Kadıköy'den, Üsküdar'dan ve hatta Esenler'den haber getiren. Bir ses. Martıların sesi, vapurun düdüğünün, caddelerdeki rüzgarın sesi. Bir kız. Elif'im, nazım, niyazım. İrem'im, beyazım. Düşlerimin prensesi, hayal çocuklarımın annesi. "Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı". Hırsızlığa da değen ve hem de hırsızlık eden o sesin sahibi. Hayalimdeki efsunlu sesi bir hoş, kendi bir hoş. Bir şeyler eksik, bir şeyler çok fazla. Hatta bir şeyler ne eksik ne de fazla. Tam hatırladığım gibi her şey ve tam da hatırlayamadığım gibi hiçbir şey. Istanbul sakini, kar güzeli. Unuttuğum onlarca duygu seli. Ve ezbere bildiğim onlarca şarkı gibi. Biraz pembe yalanlı, biraz hüzün kovanlı. Geçirdiğim yılların bütün özlemi, bütün iç çekişi. Bütün kadınlar, bütün sevdalı yollar, bütün ütopyalar. Menekşeler, hatmiler, mahalle duvarına çiziktirdiğim harfler, inleyen nağmeler.

Cahille Sohbete Başladım

 Selamlar, hayli oldu. Yazının İlber Ortaylı'yla çok azıcık olan ilişkisinden bahsedip daha sonrasında içimi dökmek istiyorum biraz. Kim...