"Yanından geçen küheylanların korku tufanına yakalandığı, siyah gözlerine beni de götür".
-Küheylan ne demek hocam, hani at ama nasıl bir at?
-İşte öyle bir at.
Yıllar önce akıl üstadım ile aramda geçen hoş bir muhabbet bu. "Öyle" derken elini iki yana açmış, gözlerine tavana dikmiş ve dudaklarını büyütmüştü. Zaman zaman ona kelimeler sorardım, eskiden. Eskiden, hâlâ kelimelere değer verirken. O, benim geçtiğim yollardan çok defa geçmiş olsa gerek, önem vermezdi bu süslü kelimelere.
"Yemliha bu kadar abartma bu adamları, yazıp geçmişler işte. Sen de yazarsın"
Normalde yazamayacaksam dahi bu sözün üzerine yazmaya başladım. O günlerden bana kalan tek şey bu.