Yine o anlardan birinde, kendimi ''cezalandırıyor'' ve soğuğun damarlarımda gezinmesine müsaade ediyordum sinsice. Kar tanelerinin hedefi olmaktan korumak için iki sadık köpek yattı üzerime, az evvel tanıştığım. Titremelerim arttıkça daha sıkı sarılıyor, hava bozdukça daha beter hırlıyorlardı. Bilemezdim o gece yolunu gözlediğim kızın, ötekilerden bir farkı olmayacağını. Başım ağrıyor, gözlerim kararıyor,canım yanıyordu. Yine de bu his nedense içten içe haz veriyordu. Fonda '' Kar eriyince, beyaz kalır mı gece?'', elimde her zaman olduğu gibi siyah sigaram, gözlerimde kül, nefesimde duman. Şimdilerde fark ediyorum ki sevdam ne geceyeymiş, ne kara ne de soğuğa. Başkaları için yaşamış yıllarca ve o gece de yine bir başkası için katlanmışım donmaya. Eh pekâlâ, şimdi anlatması da keyifli değil diyemem.
İrem'di ismi, başımı derde sokan diğer bütün kızların olduğu gibi. İyi giyimli, kısacık küt saçlıydı. Bir domuzunkini aratmayacak çirkinlikteki burnuna rağmen, bu genel güzelliğini bozmuyordu. ''Allah cezanı versin'' dedi saatler sonra geldiğinde, ''Sen hiç üşümez misin?''. O gece bir başkasına buz gibi olan ben, ona karşı üşümeyi bile unutmuştum işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder