Aklımda birisi var bir süredir. İtiraf edeyim bu hissi özlemişim. ''Eskiden'' diyorum ya hep, ''çok eskiden''. Eskiden diye diye eskimesini istemiyorum bu kelimenin ama; gerçekten epey oldu bu denli hisleri yaşamayalı. Çocukça sevindiğim, üzüldüğüm günlerime şimdi kederle bile bakacak duygum yok. Özlem mi bilmiyorum, öylece bakıyorum. Klişe olduğu için önemsiz gelecek ama -ki bu hayatta önemli olan ne varsa klişedir- kaybedecek hiçbir şeyim yok hayatımda. Vazgeçemem dediğim tek bir şey. Evet bu; kaliteli bir hayat için, belki de profesyonel bir yaşam için mükemmel bir koşul. Ama ben artık, kaybetmekten korkacağım şeylere sahip olmak istiyorum. Ülkesini seven adam, ülkesini kaybetmeye asla dayanamayacağı için bu uğurda şehit olur. Kızını dünyadaki her şeyden daha çok seven bir adam, onun için bütün ömrünü feda eder. Ben hiçbir şeyi sevmiyorum. Ne körü körüne bağlı olduğum bir ideolojim ne de canımdan bile feragat edeceğim bir uğur var. Ben bir tek kendimi severim ve sadece kendimi kaybetmekten korkarım. Ölümden. Kendi ölümümü düşününce bile tir tir titrerken nasıl olur da bir başkasını daha sever ve aynı onun hayatını da kendiminki kadar önemser ve onun ölümünden de o denli korkarım? Ölünce ne yapacağımı bilmiyorken o ölürse ne yaparım? Bu yüzden şimdiye kadar yaptığım gibi o ''birisi'' de aklıma geldikçe kovmaya gayret ediyorum düşüncelerimden. Ve bunu acıyla yapıyorum. Ben sevmek istiyorum. Sadece kendim için değil, bir başkası için de korkayım istiyorum. Sadece kendimden değil, bir başkasından da vazgeçemeyeyim istiyorum. Ama olmayacak, biliyorum. Söz gelimi ben birini sevmeye kendimi ikna etsem bile; yalan söylemediğim, rol yapmadığım takdirde bu hastalıklı adamı kim sevecek? Bıktım artık her türlü akıl oyunundan. Yalan söylememek istiyorum. Söylesem de doğrusunu bileyim istiyorum. Söylediklerin, yazdıkların çelişiyor diyorlar. Ulan ben bile hangisine inanacağımı bilmiyorum ağzımdan çıkanların. Her şey o kadar karıştı ki; boğuluyorum. Ve gitgide -sanırım sağlığıma dikkat etmediğim veya beynimi çalışmaya eskisi kadar itmediğim için- unutkanlaşıyorum. ''Eskiden'' bu ayrımı yapabilecek muhakeme becerim vardı. Ama artık dün söylediklerimi bile hatırlayamıyorum. Son dönem üst üste ciddi rollerimde gerçekten çok kötü batırdım. Yıllarca özenle ilmik ilmik insanların beyinlerini işlediğim bir sürü karakter, tonlarca yalan; birer birer açığa çıkmaya başladı. Yalan söylemenin en önemli kuralı, bir yalanı söylediysen onu kıyamete kadar devam ettirmen gerektiğidir. Artık dürüstlük yeminleri etmiş olsan, ve gerçekten bir insana artık değer vermeye başlamış olsan da yalan; yalan olarak kalmalıdır. Çünkü doğrusunu itiraf ettiğinde filmlerdeki gibi kimse dürüstlüğün için seni affetmez. Zamanında gözlerinin içine baka baka nasıl onu kandırdığın gelir aklına, nasıl salak yerine koyduğun. Daha önceki yazılarımda söylediğim gibi hem artık hafızamın neden olduğunu bilmememe rağmen yavaşlamasından hem de ortalığın fena halde karışmış olmasından dolayı söylediğim yalanların takibini yapamıyorum. Dün birisiyle konuştum yalanlarımı fark eden. Karşısında olsaydım beni öldürecekti, o denli sinirliydi. Hiçbirini hatırlamadığım tonlarca yalan söylemişim, sonra onların yalan olduğunu söyleyerek gerçeği itiraf edeceğime inandırmış ve yine gerçek yerine bambaşka yalanlar söylemişim. Dediğim gibi, kesinlikle hatırlamıyorum. Uzun zamandır görüşmemiştik ve konuşma derin sularda gidiyordu. Çok fazla eskiye atıf yapıyor ve çok fazla sorguluyordu. Ve önünde sonunda elim açıldı, yakalandım. Hala bunları bir marifet gibi anlatıyor olmamdan da iğreniyorum. Ama bu yazıyı yazmayı bıraktığımda, yarın tekrar insanların arasına girdiğimde iğreniyor olmayacağım. O yüzden uzatıyorum buradaki vaktimi, hala birazcık da olsa hissettiğim gerçekliğime tutunuyorum inadına. Komik, çünkü aslında şu anda da aslında gerçek ben miyim konuşan bilmiyorum. Gerçek ben ne onu bile bilmiyorum. Çok yoruldum çok.
Aklımdaki o güzel kız.
Gel, gir hayatıma. Kapıyı tıklatma, tekme at, kır. Tutuklarcasına. ''Ne oluyor lan burada?'' de, sorgula beni. Gel, bi' el at hayatıma. Gel, götür beni; daha önce hiç yalan söylemediğim insanların yanına. Bir daha yalan söylemem gerekmeyecek diyarlara. Gel, tut elimden bırakma. Kendimi kaybetmekten her korktuğumda tutunayım sana. Ölmekten her korktuğumda korkayım senin de ölmenden. Ödüm kopsun ölümünü her düşündüğümde, tir tir titrediğim gibi kendi cesedimden. Gel, kendimi sevdiğim gibi sevdir kendini. Gel, seveyim seni; daha önce hiç sevmediğim gibi.
Siktir lan yalan söylediğini itiraf ettiğinde dürüstlüğünden değil, yalan söylemiş olduğundan dolayı seni affetmezler. Kelime oyunu yapma bana.
YanıtlaSil