Bir koku hatırıma geliyor. Nasıl izah edeceğim bilemiyorum. Sabahın erken saatleri, tan yeri henüz ağarmış. Zannediyorum bir nevbahar günü, Ramazan ayı. Sahurla birlikte tüm gece uyumamanın mahmurluğu. Parke taşı, az evvel çiy düşmüş kaldırımlar ve cırcır böcekleri fonda. Bir de... Ah evet süt döktü kuşları. İlerideki zeytinliğin arkasında bir patika, oraya doğru yürüyor olmalıyım. Acele ediyorum çünkü vaktim kısıtlı. Nefes alışlarım ise aksine aheste, bu buruk mutluluğu doyarak yaşamak ister gibi. Bir şarkı mırıldanıyorum, komşuları rahatsız etmeden. Her nefesimde sigaradan çektiğim, şarkı da sekteye uğruyor. Ama yalnız dilim susuyor tabii. İçerimdeki melodi hiç sönmüyor. Dikkat ediyorum ki adımlarım da o musikiye aşina. Eğer ritmi bozarsam karnıma hafif bir ağrı giriyor. Birinin sesini anımsatıyor bu şarkı bana, yeni tanıştığım ama yüzyıllardır tanıdığım. Onu duymak ister gibiyim ama sanırım biraz da çekinceliyim. Bütün bunların hepsinin toplandığı bir "an" süresi var. İşte o anlık süreçte, bir koku duyuyorum. Sonsuza değin tebessümle anacağım bir haz. Anne şefkatinde, baba soğukluğunda. Yalnızlığın, ümitsizliğin ama aynı anda umudun ve şehvetin kokusu. Bir koku duyuyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder